Blog

  • Aşağı Bir Şey Şimdi Zaman

    Aşağı Bir Şey Şimdi Zaman

    Kesin bir not vermem gerekirse, asılsızlığı yaltakçıların peşi sıra halinde insan topluluğunu. Çocuk yaşımda sınıfta bırakmıştım. Sınıfsızların benimle aynı olduğu düsturu, dürüst olduğuna dair yanılgılarıyla aynı ahmaklığı taşır. Onlardan, şunlardan ya da bunlardan uzak durmamın sebebi kendimi tanımlara sınıflandıramıyor oluşumdan, bu oluş hali büyük bir kaçınma yarattı.

    Tarih ve zaman şahidim olsun ki ölümle geçen ömrüm bir gün taçlandırıldığında içinde olduğum gelir grubunu çoktan aşmış, aşağılıklardan uzak olacağım.

    Niçe’nin de dediği gibi ” “Siz yükselmek istediğinizde yukarı bakarsınız. Bense aşağıya bakarım, çünkü yükselmişimdir.” Gerçi Niçeyle de pek anlaşamam, yıllar sonra bu satırlara baktığımda gülmek istiyorum. Yıllardır taşıdığım cehalettin son gününü saymak için ve yakmak saklı kalan ne varsa, açığa çıkardığımda geceyi, kapıldığın dehşet gerçeğe dönüştüğünde, kaçındığın sefaletin sana yapıştığında orada olacağım can verişini seyredeceğim. Tüm bunlar angarya, taşımaktan yorulduğum doğru planla üzerimden atacağım.

  • Vazgeçişler Üzerine Saçmalıklar

    Vazgeçişler Üzerine Saçmalıklar

    Bahtımın karına olduğuna dair söylentiler, akılsızlığıma dair elbette tüm bunlar anlamsız ki anlam arayacak olsam burada aramazdım. Bu insanlar, insanlarla bir araya geldiğinde laf kalabalığından başka bir şey üretmiyor. Değişim hep küçükten büyüğe yayılıyor ve o küçüklüğü inşa edenler bugün ki toplumları tasarlıyor. Hal durum böyleyken ben ne kendimi küçük sayarım ne de büyük çünkü dahil olmadığım saçmalığın daniskası sayılamam ya. Elbette gördüğümüz ve geçindiğimiz ve geçirdiğimiz şeylerin azlığı yüzünden hayatın acı yanlarıyla her gün selamlaşıyoruz ama ne önemi var. Eski, kötü bir alışkanlık tüm bunlar, tüm bunlardan öte insanın yorum gücünün darlığı, cebinin bolluğu ve darlığından bağımsız, bağımsız kalabilmenin tek anahtarı ise henüz sahip olmadığım bir şeydir, sahip olmadığı şeylerin çokluğu hesaplanamaz lakin kendime sahibimim bağımlılıklarımın izin verdiği tutarda. Herkes kadar düşünmeden, alışkanlıklarına düşkün, işe yaramaz bir şekilde yaşıyorum. İşe yaradığım tek bir an parmaklarla ölçülmez.

    Zaten işe yaramak nedir ki? Pazarlayabilseydim, azı çok gösterebilirdim. Tanıtmak hiç ilgimi çekmedi. Çeki düzen vermek, insanın duruşu olmalı, giyime kuşama düşkün olmalı; düşünmeye düşkündüm, düşkünlüğümü bırakalı çok oldu. Gelişi güzel bir yaşamdan öte ne var ki ölümlü bir varlık için belki de en doğrusu budur. Doğrunun, yanlışları, yanlışların doğrularıyla pek çok kez tanıştım. Artık bunu yapmamalıyım, bu kötü bir alışkanlık aynı şeylerin sonsuz tekrar döngüsü, vasat bir işin peşinden gitmek, yolum bundan başkası değil. Oysa iyi yolları da en iyi ben bilirdim eğer öğrenmek isteseydim oysa ben sonsuz tekrarların bir parçasıyım. Her bir tekrar bir öncesinin kötüsü, ben hangi zamanın kötüsüydüm; her bir anın mı? Bir anlam ifade etmiyor şu an, şu an yapmak zorundayım. Geriye dönüp baktığımda, bakacak olursam sonsuz bir kötülük döngüsünü, sonsuz tekrarlarıyla kırmak istediğimin farkına varırdım. Yarın sabaha ya da şu an itibariyle en doğru kişi olmaya başlamak büyük bir rüya, oysa eskiden o rüyayı görmek için nelerimi vermezdim. Vazgeçişler insanı büyük rahatlıyor yine de kaygıyı atamıyorsun. Ölümle doğan, ölümle yaşayan, ölümle biten bir doğuştan çıkan tüm hikayeler görülmeye değer miydi?

  • Yıllar Yıldırmaz Yıllar Yiterken

    Yıllar Yıldırmaz Yıllar Yiterken

    Şehirler kadar eskiyim. Çoktan ezberlenmiş sokaklardan geçiyorum. Gözümü korkutuyor iyi bir hikaye görmeyecek olmak çünkü her çıkmaz aynı yöne bakıyor. Kelimelerimle çarpışıyorum tekrar tekrar; tekrar eden cümlelerim aynı yöne bakıyor. Herkesin ezberinde olan satırlarda kendimi görüyorum, hiçbir büyüsü kalmamış.

    Eskiyen bir şey, yeni saymaya kalktıklarım. Yerimden kalkasım yok, gerçi aitliğimde yok yerim sayacak. Nerede olsam. Nerede, sıkıştığım kendimden bir çıkış yolu bulamadım. Hiç gözümü açma fırsatım olmadı; her zaman gözümü kapatmakla meşgulüm, suçlu saymam kendimi göremiyor olmakla. En fazla görmeyi tercih etmediğim için kızabilirim. Gerçi kendime o fırsatı versem, o fırsat elime geçse, görsem ait hissetmediğim bir yer olurdu orası. Artık nereyse ve neredeyse orası.

    Kendimi parçalamakla meşgulüm, sorumluluğum en iyi şekilde yerine getiriyorum. Yok etmek mümkün değil çoktan kazınmış gölgeme, sevmediğim yanlarımın yansıması. Aynı yansımadan doğan bunlardan başka bir şey değil ve bunlar bir şey değil. Çok büyük sözlerin yıkıntılarından başka ne var ki en azından ihtişamlı dursun isterdim ya da tepesine tırmanabilmek sadece biraz kırıntı var. Kuşların, karıncaların ilgilenmediği kırıntılar, birikmelerini bekliyorlarsa çok beklerler buradan bir şey çıkmaz.

    En azından ben çıkabilsem.

  • Anlamıyorum

    Anlamıyorum

    Kalem çoktan kırıldı. Kirlenmiyor hiçbir kağıt ve içini dolduracak kimse yok. Gerçi doldurmaya gerek var mıydı? En başından inandığın yalanlar için sağlam bir temel atmak… Çoktan yıkılmamış mıydı?

    Oluyor, olmasına bir sözüm yok. Gerçekleşiyorsa itirazım yok, itiraz hakkımın olduğunu düşünmek manasız sonu gelmiş şeylerin şafağında dururken baştan başlatamazdım ya. Yıkılmasını seyre dalmak lazım ve gerçekten görmek kendini, arındığın halde, gerçi arınmak doğumsa ölüm bir kirleniş midir? Etinden kemiğini sıyıracak bu toprak, toprağa karışacak kemiğin ne sen kalacaksın geride ne de sana dair bir düşünce farksızlığını kabullen belki bir şeyler yaşadım sayarsın. Bilseydin dört işlem, sayar mıydın? Gerçekten, gerçekleri yoksa gündüz düşü içindesin, işinde misin. Saat üç 3 üç oysa sadece ikiyi kırk sekiz geçiyordu.

    Geçiyordum ya buradan yıllardır, gördüğüm o yerden geçerken dikkatimi tek bir şey çekmedi, pek çok şeyler arasında kaybolup hiçbiriyle bağ kurmadım. Hayal kırıklığına uğradığım şeylerin çokluğuyla boğulsam, bağlantım yine kendi kafamdaki kuruntuların büyüklüğünden ibaretti bu yüzden büyümek pek mümkün olmadı. Kendi kırıntılarını toplayıp, bir yere varamazsın çünkü yanlış kırıntılar peşinde koşmak büyük bir dağ inşa etmekle sonuçlanmaz. Sadece bir yıkım vardır ve kocaman bir esinti ruhunu deşen her yönden, kanamana sebep olan, sebep olanın kendin olduğunu bilmek ve insan ruhunun aptallığıyla her gün yüzleşip bunu kabullenip bir çözüm üretmemek senin ihtişamın, ihtişamlı yıkılışının sonuçları her gün, her gece kafanın içinde dönüp dururken kaçınmak istediğin yine kendinsin fakat bunun için asla kendini suçlama çünkü doğru kartlar eline gelmedi diye ağlamak, yine de eline gelen her kartı yanlış ata oynamak senin bir sonucun, sonuncusun ve sonuçlar içinde bir sen varken, doğru saydığın yanılgıların peşinden gidip, hiçbir şeye varamayışın bir sebep sonuç ilişkisi yaratmıyor daha çok yıkıldığın bir sonucun, başındasın her zaman çünkü her sebep yaratımın, yanlış sonuçlara yol açmıyor çünkü yarattığın sebepler tamamen hatalıysa sonuçların farklı olmasını beklemeyezsin. Bilmiyorsun bu yüzden bilmeyişlerinin büyüklüğüyle kendini sarhoş edip duruyorsun, işte böyle kötü bir yapım, kötü bir yapı ya da hiç satmayacak şeyler için bile talep var. Tüm vasatlığını, sığıntılarını bunun içine sakla.

    Anlamıyorum.

  • KARARSIZLIKLA YAŞIYORUM

    KARARSIZLIKLA YAŞIYORUM

    Karanlık bakarken dünyaya, aydınlık yanlarını unutmuşum. Gördüğüm tek şey hiçliğimle buluşturduklarım oysa ne olursa olsun, olmak zorundaydı olanlar. Olduklarına. Olacak olanlara, bir çare yokken neyi değiştirebilirdim. Çerçevelere hapsolmuşken ya da hep aynı çerçeveler sunulurken neyi görebilirdim ki? Kafamı kaldırmaya, kaşımaya zamanım yok. Yoksa var mıydı? Hapishanemi yaratırken gardiyanım kendim dışında kim olabilirdi, kim olabilirdi bu zindanda ıslık çalan benden başkası değil.

    Zaten benim, benden başkasıyla bir düşüm olmadı. Kurduğum düşlerin rollerini kendim dağıttım, dağıttığım tüm roller bana nasıl acı verebildi. Şimdi manası yok çoktan cevaplanmış soruları tekrar tekrar sormanın ya da dövünmenin aynı duvara çarpıp, çarpıp elbette yeni bir gün ve her yan neşe olmayacak ama yaşayabileceğimi, göreceklerimi seçme özgürlüğüne sahibim, gerçekten sahip miydim? Gücümün yetmeyişi muktedirdir. Kendi bacağıma sıkışım kararımdır bu yüzden yürüyemedim çizdiğim hiçbir yolda, kayboldum.

    Gözlerime baktığımda yaş almışlıktan başka bir şey görmüyorum. Ne bir çocuk yaşıyor, ne bir ergen ve hiçbir yetişkine yer yok orada hiçbir şeye yetişemiyor; hiç yeşermiyor oluşum tam da bu yüzden gelenleri, gidenleri, elde etiklerimi, elden kaçanları asla kabullenmedim. Kabullenemeyişim, kendime yer beğenemeyişimin en büyük sebebi ve sebebi benim sonuçta gördüğünden farklı değil. Hayal ettiklerime uzaklığım devam ediyor ve ben uzunca bir yol yürüyor, yolu uzatıyorum kendime uzak kalmak için.

  • Yaşam

    Yaşam

    Yaşam, çoktan yaşanmış bir alışkanlıktır.
    Yaşamayanların geride bıraktığı, geride bıraktığım.

    Kendi yıkımımdan başka nedir ki?


    Kötü bir müteahhitim. Ufak sarsıntıların geride bıraktığı moloz yığınında başka bir dünya bilmiyorum. Buranın ve sahip olduğum tüm zamanların yabancısıyım ve yalancısıyım sevmelerin, sevişmelerin tükenen bir şeymiş tüketirken bilmediğim, anlamadığım ama hep satın aldığım bir hikaye, bir gün ve çoktan dünde kaldı.

    Geçmişte kalan, sıfırı atmak gibi Türk lirasından, biraz daha beklersem normalmişim hissiyle tanışacağım; gizlidir tüm utançlarım, utangaçlığımdan daha çok biliniyor olmak korkutuyor beni. O duvara işeyen sen miydin? Bendim hiçbir işi başaramayan ve yine benim onca ağırlığıma karşın dimdik duran.

  • Varlığımın Yanı sırası

    Varlığımın Yanı sırası

    Uzun zamandır burada, bir arada kalmaya çalışıyorum. Çalışmalarım sonuç vermiyor.

    Sızlayan ne varsa çekip gitti, çekip gitti eğlenmelerim, hayranlıklarım, ağıtlarım, sanrılarım. Şimdi bir başınalığın yansımasıyım, çarpışıyor kafamda ne kaldıysa, ne kaldıysa yaşamdan bana kabulleniyorum.

    İçimde bir şey yok. Tükettim, tükendim ve otuzlara gelirken çok tuzlu, çok yağlı şeylerden kaçınmak istiyorum. Kaçınmak kendimden çünkü hep aradığım, hiç bulamadığım bir şey ben ve ben işte tanımlarla, tanımlamalarla arası iyi olmayan, iyi olmayan insanlarla.

    Kaybolan yıllar, geçen zaman duyulmayan bir melodi şimdi. Şimdi alışmışım, alıştığım şeylere sahi nedir onlar? Kaybetmeyi barındırmıyorsa içinde beni de barındırmıyor onlar. Şaşkınlığım onca yılın sonunda aynılığım, farklı sayarken kendimi oysa kalabalık karıncalar hala korkutur beni, üstüme gelen suçlamalar; haklı olsam bile haksız duruma düşeceğim korkusu nedendir? Kendimi kanıtlama çabam; kime ve niye kimseye ve nedenlere saygısızken, anlamsız sayarken her şeyi anlam arama çabam, istemezken hiçbir şeyi her şeyi elde etmeye karşı kaçınılmaz arzum. Her yeri kendi tarlam görüp, aydınlıkta dahi el yordamıyla yön buluşum.

    Bildiğim şeylerden tekrarından başka nedir ki? Nedir bu dünyanın bana sunacağı bu yaştan sonra sekiz yaşından? Tahminlerimden başka neyi yaşıyorum. Ön görülerimi haklı çıkarmak için yaşamaktan başka bana ne kalıyor aksi için savaşmadığım zamanlarda. Gerçi ben hiç savaşmam.